İŞGAL KUVVETLERLE MAÇLAR

İşgal Kuvvetleri ile 6 tanesi Özel Kupa 44 tanesi Hazırlık Maçı olmak üzere 50 maç yapılmıştır. Aşağıdaki tabloda da gördüğünüz gibi FENERBAHÇE bu maçlarda büyük bir üstünlük sağlamıştır.

Maç Türü O G B M A Y
Özel Kupa Maçları 6 6 0 0 25 3
Hazırlık Maçları 44 35 4 5 168 44
İşgal Kuvvetler Maçları 50 41 4 5 193 47
Maç Türü Tarih Fenerbahçe A Rakip Y SO Stat
İskoçlar Şildi 11.05.1919 Fenerbahçe 5 Scoth Armed Forces 0 G İttihatspor
Şehzade Abdülhalim Kupası 15.10.1920 Fenerbahçe 4 Fransız Kara Karması 1 G İttihatspor
Türkiye İdman ve Spor Alemi Dergileri Kupası 18.05.1923 Fenerbahçe 5 İngiliz Anatolia 0 G İttihatspor
Türkiye İdman ve Spor Alemi Dergileri Kupası 25.05.1923 Fenerbahçe 4 İngiliz Lightning 0 G Taksim
General Harrington Kupası 29.06.1923 Fenerbahçe 2 İngiliz Guardlar Karması 1 G Taksim
Goldstream Kupası
Sabiha Sultan Kupası
Ömer Faruk Bey Kupası
30.09.1923 Fenerbahçe 5 İngiliz Goldstream 1 G Taksim
İşgal Kuvvetler Maçları 24.11.1918 Fenerbahçe 3 Fransız Garnizonu 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 29.11.1918 Fenerbahçe 1 İngiliz Misilivadis 2 M İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 08.12.1918 Fenerbahçe 2 İngiliz Garnizonu 3 M İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 15.12.1918 Fenerbahçe 5 İngiliz Lightning 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 20.12.1918 Fenerbahçe 4 İngiliz Lightning 2 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 22.12.1918 Fenerbahçe 5 İngiliz Denizcileri 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 29.12.1918 Fenerbahçe 4 Fransız Garnizonu 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 12.01.1919 Fenerbahçe 4 İngiliz Misilivadis 0 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 19.01.1919 Fenerbahçe 5 İngiliz Lightning 3 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 26.01.1919 Fenerbahçe 4 İngiliz Misilivadis 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 21.02.1919 Fenerbahçe 3 İngiliz Kara Karması 0 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 07.03.1919 Fenerbahçe 4 Fransız Kara Karması 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 16.03.1919 Fenerbahçe 5 Fransız Patrie 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 23.03.1919 Fenerbahçe 7 Fransız Patrie 0 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 30.03.1919 Fenerbahçe 6 İngiliz Denizcileri 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 06.04.1919 Fenerbahçe 3 İngiliz Lightning 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 13.04.1919 Fenerbahçe 4 Scoth Armed Forces 0 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 20.04.1919 Fenerbahçe 6 Scoth Armed Forces 0 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 27.04.1919 Fenerbahçe 5 Irish Guards 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 04.05.1919 Fenerbahçe 4 Irish Guards 0 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 09.05.1919 Fenerbahçe 6 Fransız Kara Karması 0 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 05.09.1919 Fenerbahçe 4 Irish Guards 0 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 28.09.1919 Fenerbahçe 4 Scoth Armed Forces 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 09.01.1920 Fenerbahçe 2 Fransız Garnizonu 1 G Bakırköy
İşgal Kuvvetler Maçları 13.01.1921 Fenerbahçe 9 İngiliz Subaylar Karması 0 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 22.04.1921 Fenerbahçe 11 Fransız Deniz Kara Karması 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 13.08.1922 Fenerbahçe 3 İngiliz Sporting Karması 0 G Taksim
İşgal Kuvvetler Maçları 20.08.1922 Fenerbahçe 2 İngiliz Iron Duck 2 B Taksim
İşgal Kuvvetler Maçları 22.09.1922 Fenerbahçe 1 İngiliz Essex 1 B İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 24.11.1922 Fenerbahçe 2 İngiliz Revenge 2 B Taksim
İşgal Kuvvetler Maçları 01.12.1922 Fenerbahçe 2 İngiliz Lightning 1 G Taksim
İşgal Kuvvetler Maçları 10.01.1923 Fenerbahçe 7 İngiliz Filotilla Karması 0 G Taksim
İşgal Kuvvetler Maçları 04.02.1923 Fenerbahçe 3 İngiliz Essex-Engineers Karması 0 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 11.02.1923 Fenerbahçe 2 İngiliz Goldstream 6 M İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 25.02.1923 Fenerbahçe 5 İngiliz Teyyareciler 0 G Taksim
İşgal Kuvvetler Maçları 04.03.1923 Fenerbahçe 2 İngiliz Topçuları 0 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 25.03.1923 Fenerbahçe 2 İngiliz Gronadiya Guards 0 G Taksim
İşgal Kuvvetler Maçları 06.05.1923 Fenerbahçe 4 İngiliz Artillaries 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 13.05.1923 Fenerbahçe 2 İngiliz Artillaries 0 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 20.05.1923 Fenerbahçe 1 İngiliz Nakliyeciler 1 B İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 27.05.1923 Fenerbahçe 2 İngiliz Kara Karması 3 M İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 03.06.1923 Fenerbahçe 5 İngiliz Kara Karması 1 G İttihatspor
İşgal Kuvvetler Maçları 10.08.1923 Fenerbahçe 0 İngiliz Karması 3 M Taksim
İşgal Kuvvetler Maçları 09.11.1923 Fenerbahçe 3 İngiliz Comos 0 G Taksim

 

Yukardaki 50 maçın hemen hepsi önem taşımakla beraber, bunlardan özellikler arzeden bir kaçından söz etmek gerekir. Bunların birincisi Fransızlara karşı 3-1 galibiyetle sonuçlanan 24 Kasım 1918 karşılaşmasıdır. Bu maç Mütareke döneminin ilk düşman maçı olmak bakımından önem ve özellik taşır. Hasmın İstanbul’a asker çıkarmasından sadece 11 gün sonra oynandı. La Croix adlı bir Fransız subayın hakemliğinde yapılan bu ilk Mütareke ve İşgal dönemi karşılaşmasına:

Arslanyan-Galip (Kulaksızoğlu), Nahit (Çokbaşaran) – Feyzi (Baron), Kâmil (Rona), Ethem (Bellisan) – Refik (Kuntol), Hikmet (Topuz), Burhan (Belge), Alaaddin (Baydar) ve Ziya (Boyer) tertibinde çıkan Fenerbahçe, rakibinin bir golüne karşı Galip, Refik ve Alaaddin’in 3 sayısıyla cevap vermiştir.

Fenerbahçe, Mütareke döneminin ilk İngiliz maçını da, 5 gün sonra, 29 Kasım 1918 Cuma günü Misivalidis takımına karşı oynadı. Bu maçın da özellikleri vardı: İngilizlerin isteğiyle, devreler yarımşar saat oynandı. Maç saatlerinde çıkan yangında Arslanyan’ın evi yandığından, bazı takım arkadaşları yardımına koşmuşlar ve sahaya noksan çıkılmıştır. Maçın hakemi İngiliz subayı 2. devre penaltı cezası vermiş, Galip’in beraberliği sağlayan kafa golünden sonra İngilizler 2 inci bir golle maçı kazanmışlardır. Bu ilk 2 maç hakkında daha önce F.B.-Yabancı maçları bahsinde söz edilmişti.

Fenerbahçe’nin 8 Aralık 1918′de gene İngilizlerle ve gene bir İngiliz hakem idaresinde yaptığı 3. maç da ilginçtir. Karşılaşma, sürekli Fenerbahçe baskısına karşın, 3 kontratak golüyle 3/2 kaybedildi. Bu maçın en önemli özelliği Fenerbahçe’nin bu günden sonra, 11 Şubat 1923′e kadar, tam 4 yıl ve 3 ay düşman takımlar karşısındaki 31 maçta hiç yenilmemesidir.

Kaleci Garbis Arslanyan’ın evinin yanması üzerine Kadıköy semtinden ve Fenerbahçe kulübünden ayrılıp Dork Ermeni kulübüne reis olması, Miço ile Koço Negroponti’nin Pera Club’e geçmeleri ve cephelerden henüz dönen futbolcuların formsuzlukları Mütareke dömeninin bu ilk haftalarında esasen iyi durumda olmayan Fenerbahçe takımını iyice sarsmış ve uğranılan 2 yenilgi bu yüzden doğmuştur. Genç kaleci Suat Keskin’in yavaş yavaş artan tecrübesi, forvette kurulan istikrar ve nihayet zâlim düşmana karşı duyulan ürkekliğin kaybolmaya başlaması, artık yapılmasına imkan bulunan antrenmanların da yardımıyla, Fenerbahçe takımı kısa sürede toparlanıp, çok iyi hale dönüştü ve artık yenilmesi çok güç bir takım oldu.

23 Mart 1919 Patrie rövanş maçı unutulmaz bir anıdır. Sayısı ancak birkaç yüze varan Türk seyirciye karşı, Fransızları tutan daha fazla sayıdaki gayri müslimden başka, lacivert bere ve Kırmızı pompomlu 3 bine yakın Fransız denizcisi de takımlarını teşci etmeye gelmişlerdi. Bu arada, Amiral Amedee ve 29.9.1918 de Bulgarları mütareke istemeye neden olan Sokul’un zaptında yararlılık göstermiş 148. Fransız alayına mensup 22 askere bir hafta önce İstanbul’da madalyalar takan ünlü Albay Curie de maçta hazırdı.

7 gün önceki 5-1 lik yenilginin anormal bir sonuç olduğu görüşüııdeki bu gürültücü kitle, borazan ve trampetlerle takımlarını coşturuyor ve 5-1 in intikamını almak hayali peşinde etrafı velveleye veriyorlardı.

İlk devre, şuursuz oyunla golsüz kapandı. Ancak, golle başlayan 2. devrenin ilk 15 dakikasında durum 4-0 olunca, bu pek gürültülü başlayan maç, sessizlik içinde 7-0 Fenerbahçe lehine sonuçlanmıştır.

Fransızlar bu ağır yenilgiden sonra St. Joseph papazları aracılığıyla yapılan 9 Mayıs maçı dışında, tam 10 ay Fenerbahçe ile karşılaşmaya yanaşmadılar. Ancak, 9 Ocak 1920 de Fenerbahçe’yi kendi işgal bölgelerinden olan Bakırköy’e çağırdılar. Şiddetli yağmur altındaki maçı 2/1 Fenerbahçe aldı.

Suat (Kenan) – Galip, Nahit-Feyzi, İsmet, Kamil-Ziya, Saim, Zeki, Burhan ve Sabih tertibindeki F.B.nin 2 golünü Zeki attı. Bu galibiyetin unutulmaz hatırası, o akşam sağanak halinde yağmura karşın, içleri yanık Türk gençlerinin Bakırköy’ün karanlık sokaklarında Fenerbahçe için gizli gizli yaptıkları tezahürattır.

İstanbul’un 16 Mart 1920 günü işgali ve işgal Komutanlığının uyguladığı toplantı yasağı, 9 aylık yeni bir duraklama dönemi yaşattıktan sonra, Fransızlarla 15 Ekim 1920 de yine karşılaşıldı. Bu maçın ilginç yönü, galibine Şehzade Abdülhalim Ef. tarafından bir gümüş kupa konmuş olmasıdır. Bu Kupa, Mütareke Yıllarında Türk Kulüpleriyle düşman takımlar arasında konmuş ilk mükafattır ve Hüsnü Erciyes ile Galip Kulaksızoğlu-nun 2 şer golüyle 4-1 Fenerbahçe tarafından kazanılmıştır.

5 F.B.Lİ SAKARYA SAVAŞLARINDA!,.

Fenerbahçe takımı, Mütareke dönemi maçlarının fasılaya uğradığı 1921 yılında değişikliklere uğradı. Kadrodan, hepsi de Subay olan 5 değerli eleman: Kaleci Kcnaıı, bek Nalıit, lıaf Kâmil, lıaf ve forvet Etlıem ve solaçık Refik, İstiklal Savaşının şiddetlenmesi üzerine, gizlice Anadolııya geçip Milli orduya katıldılar. (O dönemlerde, muvazzaf subaylar sivil Kulüplerde spor yapabilirlerdi.)

Diğer takım arkadaşları ve yerlerine geçen gençler, milli görevlerini düşman takımlarını ardarda yenerek futbol sahalarında sürdürürlerken, bunlar da Kurtuluş Savaşının en kanlı hengamelerinde İstiklam Madalyaları kazanacak fedakârlıklar gösteriyor, yıllarca taşıdıkları Fenerbahçe formasının o yüksek değerini vatan müdafaası ve istiklâl uğrunda şan ve şerefe boğuyorlardı. Bunlardan muhterem Şehit Albay Nahit Çokbaşaran birinci takımda 47, Topçu Subayı Etlıem Bcllisan 72, sonraları Vtr General Kâmil Rona 68, Dr. Amiral Refik Kuntol (2) 32, Dz. Yarb. Kenan Or da 22 maç yapmış olarak Sakarya muhaberebelerine katılmışlardır

TAKSİM STADI AÇILINCA MAÇLAR ÇETİNLEŞİYOR…

İşgal döneminin en çetin maçları 1922/23 yıllarında İnglizlerle oynandı. Taksimde, sonraları İnönü Gezisi olan, Topçu kışları avlusunun futbol sahası olarak tanzimi, burada çetin maçlar yapılmasına imkan verdi. Şehrin göbeğinde ve özellikle yabancı ve gayrimüslimlerin yoğun olduğu bir bölgede yapılan bu maçlar futbola ilgiyi artırıyor, müsabakalar tamamıyla milli havaya bürünüyordu. Bu arada Türk futbolunun kalitesi de yükselmekteydi.

Bu gelişme ve kalkınmaya özellikle Fenerbahçe Kulübünde şahit olunınakda idi. İngiliz takımları ile sürekli maçlar, hemen her maçı aynı kadro ile oynamak, Fenerbahçe futbolunun klasını yükselttiği gibi, takımın da gücünü arttırıyor, sağlanan galibiyetler de futbolcuların manevi güç ve milli duygularını şahlandırıyordu.

İşe, bu mükemmel takımın sağladığı mükemmel sonuçlar nedeni iledir ki, 1922/23 yıllarında statlar dolup taşmaya ve 3/4 bin olan ortalama seyirci sayı 6/7 bine ulaşmaya başladı.

Statları taşıran bu kalabalık yalnız futbol meraklılarından oluşmuyordu. Bu kalabalıklar içinde, sırf İngilizleri yenilmiş görmenin derin huzur ve zevkini tatmaya gelenlerde pek çoktu. Fenerbahçe’nin, kendi bünyesinden başka, hemen her Türk ailesinde bir veya birkaç şehit acısı yaşatan İngilizlere galibiyeti, şehrin en tenha köşelerine kadar günün konusu olunca, spor ve hele futbol ile hiç ilgisi olmayanlar bile, gözleri önünde kazanılacak yeni bir zayferle teselli bulmak ve milli duygularının okşanması imkânına kavuşmak için maçlara koşuyorlardı. Binnetice, İşgal yılları Fenerbahçe maçlarında, her sınıf ve yaşta halk arasında hatta, beyaz sarıklı din adamlarına rastlamak da mümkün olmuştur.

HEPSİ DE YÜKSEK TAHSİLLİ BİR 11!…

İlginin bu derece artması ve Fenerbahçe galibiyetlerinin aralıksız sürmesinde bir diğer önemli faktör, takımı oluşturan gençlerin hüviyet ve imanlarıdır. İstisnasız olarak, yüksek kültürlü bu gençler, durumun nezaket ve fevkaladeliğini, davanın, kutsiyetini ve yüklendikleri sorumluluğun ağırlığını biliyor ve buna göre duygulu davranıyorlardı. Her türlü fedakârlığa katlanan, hastalık ve sakatlıklara tahammül gösteren ve zafere ulaşmak için de sahada azami gayreti esirgemeyen bu gençlerin, milletin sinesinde taht kurmamaları mümkün değildi.

Haziran 1919 da şehit olan ünlü bek, İstihkam Subayı Y. Mühendis Arif Emiroğlu ve 1921 başlarında takımdan ayrılıp Kurtuluş Savaşına katılan 5 subay: Kenan, Nahit, Ethem, Kâmil ve Refik’ten başka, Kulüplerinin bu tarihsel başarılarında zaman zaman rol alan emektar Kaptan Galip, Kaleci ve bek Suat (Keskin), Haf Feyzi (Baron), Refik Osman (Top), forvet Burhan (Belge), Hikmet (Topuz), Ziya (Boyer), Hüsnü (Erciyes), Suat (Subay) ve Nevzat (Usberg) dışında olarak, asıl kadroyu oluşturan:

Şekip (Kulaksızoğlu)-Hasan Kâmil (Sporel), Cafer (Çağatay), Kadri (Göktulga), İsmet (Uluğ), Fahir (Yeniçay)- Sabilı (Arca), Alaaddiıı (Baydar), Zeki (Sporel), Ömer (Tanyeri) ve Bedri (Gürsoy) dan ve bir sayılı yedeği de Rağıp (Mağden) olan bu mükemmel Fenerbahçe kadrosundaki gençlerin hepsi de yüksek okul mezun veya öğrencisi idiler.

Hasan Kâmil (Michigan), Ömer de Almanya da makina tahsilinden yeni dönmüşlerdi. Cafer Eczacı, Kadri Ali Ticaret, İsmet ile Sabih Tıbbiye, Fahir Fen Fakültesi, Şekip ile Alaaddin Güzel Sanatlar Akademisi, Zeki Veteriner Yüksekokulu, Bedri Dişçi Okulu, Rağıp da Halkalı Ziraat Fakültesi mezun veya talebeleri idiler.

İşte, Mütareke ve İşgal yılları maçları nasıl ki Fenerbahçe Spor Kulübü tarihinin mutlak bir övünç hazinesi ve milletçe sevilmesinin başlıca nedenlerinden biri ise, bu mutlu durumu yaratan ilk sebep te, takımı oluşturan gençlerdeki kültür ve iman seviyesinin yüksekliğidir. İçinden şehitler vermiş, Üniversite Rektörü, General ve Amiraller ve Milletvekilleri çıkarmış bu derece mümtaz ve dört-başı mamur bir kadronun Türk futbol tarihinde eşsiz olduğu muhakkaktır. Yine bu kadrodur ki 1922/23 mevsimi İstanbul Lig şampiyonluğunu Fenerbahçe’ye yalnız yenilmeden değil; hiç gol de yemeden kazandırmak gibi Dünya futbol tarihinde eşsiz olduğu kanıtlanan bir başarıya da ulaşmıştır.

İNGİLİZLERİN F.B.DEN ÇEKİNİŞ NEDENİ?….

İstanbul’un 16 Mart 1920 deki fiili işgalinden önce ve sonraki 16 aylık bir dönemde İngilizler Fenerbahçe ile maçlara ara vermişler, bu arada Kulübü de 70 gün kapatmışlardı. Nihayet, 13 Ocak 1921 de sisli ve yağışlı bir havada yapılan maçla bu ara veriş sona erdi sanıldı. Ancak, İKDAM gazetesinin 16 Ocak 1921 sayısında:

(…. İkinci nısıf zamanda, sis, Fenerbahçe’nin bir çok sayılarına mani oldu. Sis, yağmur, kar, tipi demeyip çalışan bu Türk gençeleri 4., 5., 6., 7., 8. ve 9. sayıları yaparak muzafferane sahadan ayrıldılar….) şeklinde yansıttığı bu karşılaşmadan sonra, İngilizler bu sefer de yeni bir 19 aylık çekingenlik dönemine girdiler. Fenerbahçe, 13.1.1921 den 13.8.1922 ye kadar tam 19 ayda, o da Fransızlarla, yalnız bir maç yapmak imkanı bulabildi. Askeri ve politik durum göz önüne alındığında, 2. İnönü ve Sakarya savaşlarının ve İngiltere ile en çetin anlaşmazlıklarını hep bu dönem içinde yaşandıkları hatırlanır. Bu bakımdan, tarihin eşini yazmadığı bir zaferin o gururlu temsilcileri, böyle kritik bir dönemde milli sporlarında Fenerbahçe’ye yenilmeyi ve dolayısıyla da prestijlerinin zedelenmekte devam etmesini göze alamıyorlardı.

İşte, bu arada, 1922 yılı ilk baharında Taksim stadının futbol maçlarına açılması, birçok İngiliz takımının bu sahada antrenman yapıp sık sık maçlar tertiplemeleri, onlara güç kazandırıp ümitlerini artırınca, Fenerbahçe-İngiliz maçları da yeniden seri halinde yaşanmaya başlamıştır.

İngilizlerin en güçlü 10 takımı arasında tertiplenen meşhur (ARMİSTİCE COUPE=MÜTAREKE KUPASI) maçları İşgal Kuvvetleri Komutanlığına yeterince güven vermişti. Bu nedenle, Fenerbahçe, bu 10 takımdan ilk sıraları tutan 5 takımla maç isteğinde bulununca, artık buna Hayır!… denmedi.

Bu 5 güçlü takım, rövanşlar da dahil, sıfıra karşı 2, 3, 4 ve 5 er golle mağlup edildiler. Bu parlak sonuçlar coşkun gösterilere neden oluyor ve Fenerbahçeli futbolcular sık sık Beyoğlu caddelerinde binlerce Türk’ün elleri üstünde taşınıyorlardı. Na mağlup ANATOLİA, LİGİHTNİNG ve GRANADİAR GUARDS 1ar da bu arada derslerini aldılar.

Armistice Coupe şampiyonu ve futbolcuları altın madalyalarla ödüllendirilen Granadiar Guards takımına, 25 Mart 1923 Pazar günü, Alaaddin tarafından 75.dakikada atılan 2.golü SPOR ALEMİ dergisi şöyle yazmıştır:

(..,. Rüzgarın hasıl ettiği eksibeler arasında, Fenerbahçe müdafaasının kahramanene gayreti ile, muhacim hattı tehlikeli akınlara başladı. Bu mahir hücum hattı İngilizlerin sert ve şayanı hayret müdafaasını karıştırarak kaleye yaklaşıyorsa da nereden estiği bilinmeyen rüzgarın hasıl ettiği toz duman arasında top kalenin gölgesi üzerinden, kenarlardan akıp gidiyordu.

Fenerbahçe, bu fena vaziyette hakimiyeti almış ve yine şiddetli bir akın arasında Zeki bey mahirane ikinci sayıyı da yapmış ise de hakem (Haçopulos) tarafından sayılmamıştı. Heyecandan kısılan ağızlara yeni bir inşirah veren bu ikinci golün ofsayıdla tebdili halkı daha fazla asabileştirdi. Şimdi herkes mütemadiyen Haydi Ala…., Haydi Zeki…., Bravo Yavuz (İsmet), Yaşşa Sabih avazesiyle yeni bir sayıya intizarda idiler. Bu intizar çok devam etmeden Alaaddin bey, karışık bacaklar arasından İngilizlere 2. bir sayı ilave eyledi. Temaşakeran arasında fesleri ve hatta şapkaları bile uçuran bu sayı, gözler yaşartıncaya kadar Fenerbahçelileri alkışlattı. ŞİMDİYE KADAR TÜRK’LERLE ÇARPIŞAN TAKIMLARIN EN KUVVETLİSİ BU İNGİLİZ ŞAMPİYONU DA KENDİLERİNE NAZARAN PEK KÜÇÜK OYUNCULAR KARŞISINDA, SIFIRA KARŞI İKİ SAYI İLE MAĞLUP OLDULAR.

MÜSABAKANIN NİHAYETİNDE FENERBAHÇELİLER, SOYUNMA ODALARINDA HASIMLARININ VÜCUTLARINDA YAPTIĞI YARALARI TEDAVİ İLE MEŞGULKEN, MEMNUNLUKLA SAHAYI TERK EDEN BİNLERCE TÜRK YAŞŞA… FENER!.. AVAZELERİYLE, STADYUM’UN KALIN KEMERİ ALTINDAN BU GÜZEL GÜNÜ TERKEDİYORLARDI…)

Fenerbahçe’nin en güçlü İngiliz takımlarını ard arda yenmesi, müşterek turnuvalarda onları tasfiyeye uğratıp şampiyonlukları kazanması İşgal Orduları Başkomutanını yeniden telaşa düşürdü. Bu (MÜTHİŞ) Türk takımının mutlaka mağlup edilmesi emrini veren General HARRİNGTON, bu amaçla yapılacak maç için kendi adına Kupa da koydu. Bu tarihsel maç ayrıca sunulmuştur.

İşgal yıllarında Goldstream adlı İngiliz takımı bütün Türk Kulüplerini ve bu arada fırsat kollayıp, 4 asından yoksun bir günde Fenerbahçe’yi de yenmişti. Düşman takımlara 4 yıl ve 3 ay yenilmeyen Fenerbahçe bu rakibi sürekli rövanş maçına çağırmış fakat İngilizler her defasında bir mazeret ileri sürüp, nihayet 8 ay sonra, 30 Eylül 1923 Pazar günü Taksim stadında oynamayı kabul etmişlerdir.

Fenerbahçe 2 ve 3. takımlarının 2 Ermeni takımını yenmelerinden sonra, General Harrington, Büyük M.M.Hükümetinin temsilcileri olan Rafet ve Salahaddin Adil paşalarla birçok askeri ve politik şahsiyetlerin izledikleri bu çetin maçı Fenerbahçe:

Şekip-H. Kamil, Cafer-Kadri, İsmet, Fahir-Sabih, Alaaddin, Zeki, Ömer ve Bedri’den kurulu her zamanki kadrosuyla oynadı… Zeki’nin 10. dakikadaki golüne Manchester City’li ünlü sağiç Vebb, fevkalade bir vole ile cevap verdi ve Ömer’in golünden sonra ilk devre 2-1 kapandı. 2. devre Cafer, Zeki ve Alaaddin’in golleriyle sonuç 5-1 olmuş ve Fenerbahçe sahadan coşku içnde ayrılmıştır.

İstanbul’un tahliyesinden sonra, 2 ay İstanbul limanında kalan birer müttefik savaş gemisinden Comos İngiliz Kravzör takımıyla 9 Kasım 1923 de yapılan 3/0 lık müsabaka bu dönemin son maçı olmuştur.

Fenerbahçe’nin Mütareke ve İşgal yılları maçları hem kendi, hem de Türk futbol tarihinin övünmeye layık bir bölümüdür. Fenerbahçe, çok yönlü bir milli görevi, adına ve şanına yaraşır bir başarı ile yerine getirmiş ve engin bir sevgi hâlesini isim ve renkleri üzerinde toplamıştır. Bu karanlık ve acı günlerde Zafer ve Kurtuluşa inanç ve güven aşılayan Fenerbahçe galibiyetleri, hisleri alevlenen binlerce Vatan evladını milli orduya katılmaya koşturmuştur.

General Harrington Kupası maçında görüleceği üzere, yine bu başarıların 9 ay süren Lousanne antlaşması sıralarında sulh heyetimiz ve dolayısıyla yurdumuzun kaderi üzerinde oynadığı olumlu etkiler başlı başına bir âbide teşkil eder.

Bir spor kulübünün, bir ulusun kaderi üzerinde bu derece olumlu rol oynadığı işitilmediğıne göre, Fenerbahçe’nin Mütareke ve İşgal yılları mümtaz yönetici ve futbolcularından ebediyete göçenlere rahmet, yaşayan sadece 3 arkadaşları ALAADDİN BAYDAR, CAFER ÇAĞATAY ve BEDRİ GÜRSOY’u minnet ve şükranlarla anıp, uzun ömürler dilemek her Türk için görevdir.

BAŞKOMUTAN HARRİNGTON KUPASI VEYA TÜRK’ÜN “NAMUS MAÇI”

İstanbul ve havalisi Müttefik İşgal Güçleri ve ingiliz İşgal Orduları Başkomutanı General Charles Harrington:

1-Aşırı milliyetçilik,

2-Anadoludaki asi güçlere silah, cephane ve adam şevki,

3-Müttefik güçlere karşı düşmanca tutum içinde olma, suçlamalarıyla, 70 gün kapatıp, kapısına süngülü nöbetçiler dikilen Fenerbahçe Kulübünden, aslında, yukarıdaki 3 nedenle beraber, kendilerini sürekli yenip prestijlerini berbat eden futbol takımından şikayetçi idi..

Ufuklarında güneş batmayan, 5 Kıt’aya yayılmış o büyük İngiltere imparatorluğunun her yanından getirilen seçme futbolcuların Fenerbehçe’-den her hafta dayak yemek ve bu Türk takımını bir türlü yenememek hırs ve telaşı, bütün İşgal Kuvvetleri mekanizmasını huzursuzluğa boğmakta idi. Tarihin en büyük savaşından muzaffer çıkanlar, nasıl olur da, hem de milli sporlarında, 11 Türk gencinden kurulu ve (FENERBAHÇE) adlı bir takım önünde üstüste baş eğerlerdi!…

Bu çok ağır durum, 1923 Şubat başlarında, yüksek rütbeli bir çok İngiliz subayını büyük bir masa etrafında topladı. Bunlar, Başkumandanları General Harrington’dan aldıkları emrin yerine getirilmesi, çarelerini aramaya koyuldular: • — NE YAPMAK GEREKİYORSA YAPILACAK VE FENERBAHÇE ARTIK MUTLAKA MAĞLUP EDİLEREK 4 yılı AŞAN BİR SÜREDEN BERİ, DEVAMLI ZEDELENEN PRESTİJ, GİDERAYAK, MUTLAKA KURTARILACAKTI!….

Amaca ulaşmak için, Taksim stadında tertipledikleri turnuvada derece alan ve futbolcuları altın madalyalarla ödüllendirilen şu en güçlü 3 takım seçildi: İRİSH GUARDES (İrlanda Muhafızları), GRENADİERS GUARDES (Bombacı Muhafızlar) ve GOLDSTREAM GUARDES (Goldstream Muhafızları).

Bunların seçme elemanları, büyük davayı başarabilmek için, sıkı bir çalışmaya tabi tutuldular. Haftalar yoğun çalışmalar arasında geçiyor, Başkumandanın kesin emri gözönünde tutularak, hedefe tam bir güvenle ulaşmak için, Malta’dan 2, Cebelitarık ve Mısır’dan da birer olarak, ayrıca 4 yeni takviye getiriliyordu.

KUPA DA LONDRA’DAN GELİYOR

Dava o derece önemli idi ki; ortaya, hem de kendileri tarafından, bir Kupa konmakta idi. Öyle bir Kupa ki, amaç ve anlam bakımlarından, hiç kuşkusuz, bir benzeri yoktu. Dünyanın en görkemli imparatorluğunun FENERBAHÇE adlı mütevazi bir Türk Kulübünce zedelenen prestijini kurtarmanın simgesi bir Kupa idi ve İşgal güçleri kumandan ve İngiltere İşgal Orduları Başkomutanı General Charles Harrington ismini taşıyacaktı.

Böyle, önemi eşsiz bir Kupanın, taşıdığı anlam ve isme yaraşır bir ihtişamda olması da gerekirdi. Bu bakımdan, Londra’ya yazıldı ve Kupa oradan getirildi. Boyu 80 santim, gümüş işlemeli ve gerçekten de büyük bir sanat eseri idi (İstanbul gümrükleri o sıralarda bir emrivaki ile Türk gümrükçülerin kontrolüne geçmişti. Londra’dan gelen bu Kupayı Türk gümrükçüler İngilizlere vermek istememişler ve Kupa uzun formalitelerden sonra gümrükten çıkarılmıştı.Bu olayı, İşgal yıllarında İstanbul İngiliz Fevkalade Komiserliği Yardımcısı H. Armstrong, Ömer Rıza Doğrul tarafından 1928 de Türkçe’ye çevrilen, (TÜRKİYE NASIL DOĞDU?.) adlı kitabının 204. sayfasında nakleder.).

HEDEFİN FENERBAHÇE OLDUĞU GİZLENİYOR

Çalışma 3 ay sürdü. Takım hazır, herşey tamamdı. Plan mükemmel şekilde yürütülmüş, hatta gafil avlamak için, rakibin FENERBAHÇE oluşunun gizlenmesi de titizlikle başarılmıştı. Türk Kulüplerine son anda meydan okunacak ve bunların en şöhretlisi ve hedef Fenerbahçe, bu (defi) nin altında kalmayı hazmedemeyeceği için, mevsim sonunda yorgun ve şampiyonluk rehaveti içinde yakalanıp, hallaç pamuğuna çevrilecekti. Böylece, tam 5 yıldır tistüste yığılan utandırıcı yenilgilerin öcü bir çırpıda toptan alınmış ve canlı hatırası olan o çok muhteşem Kupa da İngiltere’ye götürülmüş olacaktı!….

(DEFİ)Yİ YABANCI BASIN İLE YAYINLIYORLAR…

Nitekim, 1923 Haziran ortalarında Beyoğlu’nun yabancı ve azınlık gazetelerinde yayınlanan şu haber ve ilan şimşek gibi çaktı:

(İNGİLİZ GARTLAR (MUHAFIZLAR) KARMASI TÜRK KULÜPLERİNE MEYDAN OKUYOR. KAZANANA İŞGAL ORDULARI BAŞKOMUTANININ İSMİNİ TAŞIYAN BÜYÜK BİR KUPA KONAN MAÇI KABUL EDECEK TÜRK KULÜBÜ, DİLEDİĞİ KADAR, TAKVİYE ALMAKTA DA SERBESTTİR.)

Türk ailelerinin yüreklerini dağlayan bu taptaze şehit acıları o yıllarda ancak Fenerbahçe’nin ingilizler karşısındaki galibiyetleri ile dinmekte idi. Şimdi ise, aynı düşmanın bu ağır meydan okumasını hangi Türk Kulübü kabul edebilecekti?., ya Fenerbahçe de aldırmaz ise ne olacaktı?.. Zaten, İngilizlerin hedeflerinin Fenerbahçe olduğu herkesçe biliniyordu.

Günler; aylar kadar uzuyor, kahr içinde geçiyordu. Evet, Fenerbahçe ne yapacaktı?. Türk futbolünün, hatta gerçekte, artık Türk ulusunun malı olan, bu (NAMUS MAÇI) nı kabul edebilecekmi idi?..

FENERBAHÇE ALTTA KALMIYOR!....

Aradan sadece 3 gün geçti. Bir Cumartesi sabahı, İstanbul’un her dilden gazetelerinde, Türk’ler için iç açıcı, yürekler ferahlatan şu haber okundu:

“İNGİLİZ GARDLAR KARMASININ DEFİSİNİ FENERBAHÇE KULÜBÜ KENDİ ÖZ KADROSU İLE VE ŞARTSIZ KABUL ETTİ!..”

Gerçekten, 15 Haziran 1923 Cuma günü, Kuşdili Çayırı kenarındaki o beyaz ve tertemiz binada, Türk sporunun kara günlerdeki bu Kâbe’sinde, her zamankinden değişik bir hava esmişti. Sabah 10 da, 2 inci kattaki küçük Yönetim Kurulu odasında başbaşa veren, Genel Sekreter Nasuhi (Baydar), Genel Kaptan Galip (Kulaksızoğlu) ve Muhasip üye Tevfik (Taşçı) beylerden oluşan Fenerbahçe Yönetim Kurulu, Takım Kaptanı Zeki (Sporel) beyle bir saat süren bir görüşmeden sonra, tarihsel kararı aldı ve meydan okuyanlara, Tevfik beyin mükemmel tngilizcesi ile yazılan şu mektup hemen yollandı:

İSTANBUL VE HAVALİSİ MÜTTEFİK İŞGAL ORDULARI BAŞKUMANDANLIĞI SPOR ÂMİRLİĞİ CANİBİ ALİLERİNE

HARBİYE-İSTANBUL

(— FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ, BÜTÜN TÜRK KULÜPLERİNE YAPTIĞINIZ ÇAĞRIYI OKUMUŞ VE ÖĞRENMİŞTİR. KULÜBÜMÜZ, ARZU BUYURULAN KARŞILAŞMAYI, YİNE ARZU BUYURULACAK GÜN VE SAHADA, YALNIZ KENDİ KADROSU İLE, YAPMAYA HAZIR VE CEVABINIZI BEKLEDİĞİNİ YÜKSEK MAKAMINIZA BİLDİRMEKLE ŞEREFLER DUYAR.)

MAÇIN GÜNÜ: 29 HAZİRAN 1923

İngilizler maç günü olarak, hemen 10 gün sonra, 29 Haziran 1923 ü, saha olarak Taksim stadını ve hakem olarak da Avusturya Milli Takımının istanbul’da yerleşen meşhur santrhaf ve kaptanı Antonin Kratky’yi ileri sürdüler. Fenerbahçe, bunların hiç birine itiraz etmedi. Kabul edip maç gün ve saatini bekledi.

TAKSİM STADININ O GÜNKÜ MANZARASI…..

29 Haziran 1923 ün maç saati boğazları sıkan, kalpleri durduran heyecanlar arasında yaklaştı. Beyoğlu caddeleri, tarihi Topçu Kışlası meydanını duldurmaya akın eden fesli, şapkalı, üniformalı binlerce insanla bir geçit töreni görünümü yaşıyordu. Stadın demirkapı ve uzun geçitinden, birbirlerini adeta çiğneyerek girebilen halkın bir kısmının yüzleri soluktu. Bir kısmı da, artık muhakkak gördükleri bir (Fenerbahçe Yenilgisi)nin neş’e ve zevkini nihayet ve kesinlikle duyar havası içinde, sevince kapılmışlardı.

Bu kalabalık içinde neler ve kimler yoktu. Yalnız fesli ve şapkalı siviller değil, fakat İngiltere imparatorluğu’nun 5 kıtaya mensup her renk, kılık ve rütbede üniformalıları da vardı ve binlerce idi:

Kısacık ekose etek ve çıplak bacaklı İskoç askerlerinden, başları kalın ve geniş türbanlı Hindu’lara, Kızılca ve sarışın delikanlılardan, bellerinde yarım daire şeklindeki keskin satırları parıldayan kuzguni suratlı Afrika yarı vahşilerine kadar!…

Saha kenarındaki yüzlerce koltuk ve iskemle de İşgal Orduları General, Amiral ve yüksek rütbeli subayları, renk renk ve çeşit çeşit üniformaları ve eşleriyle, yer almışlardı. Bu arada, sırf bu maç için lnon Duck diretnotıyle gelen Malta Valisi Lord Plummer de göze çarpıyordu. Saha kenarında her 25 metrede bir Avustralya ve Yeni Zelandalı süngülü askerler çifter çifter dolaşmakta, bu çok değişik toplulukta yegâne müşterek olan neş’e, az sonraki kesin zafere olan inancın derecesini göstermekte idi.

Ortada beyaz örtülü bir masanın üzerinde o çok muhteşem, (GENERAL HARRİNGTON KUPASI) da duruyor, etraf ve sahayı dolduran seyircilerle düşman orduları mensupları, Taksim stadının bu günkü fevkalade dekorunu türlü düşünceler içinde seyrediyorlardı. O dercede ki, sahada Fenerbahçe B takımının, ezeli rakibi Galatasaray B takamını, canlı oyun ve Navzat (Usberğ) ın demir gibi şutlarıyla, 3-1 yenmekte oluşu en koyu taraftarları bile ilgilendirmemekte idi. Bütün Türkler (NAMUS MAÇI) nı bekliyorlardı…

İNGİLİZLER SAHAYA ÇIKIYOR,..

Tam 5 yıl düşman işgali altında inleyen gamlı İstanbul’un tarihsel stadının bu garip ve hüzünlü Haziran akşamındaki bu olağanüstü manzarasını sonsuz heyecan, fakat sessizlik içinde seyrederek bekleyiş çok sürmedi. Şiddetli ve sürekli bir alkış stadı yerinden oynattı: Gardlar Karması koşarak ve sanki tepine tepine sahaya çıkıyordu. Yepyeni, gıcır gıcır formalar giymişler, kalp üzerinde, beyaz yuvarlak içindeki (G) harfi ile, Fenerbahçe’yi yenmek için bütün güçlerini birleştirdiklerini ilan etmişlerdi. Şapkalar havalara fırlatılıyor. Hurra!. 1ar ve türlü dillerde bağırışmalar etrafı inletiyordu. Hepsi fizikman güçlü, boylu boslu idiler. Topa uzun uzun vuruyor, Taksim tarafındaki gölgeli kalenin ağlarını delik deşik ediyorlardı. Görünüş Fenerbahçe ve Türkler için korkunçtu!…

FENERBAHÇE DE SAHADA!…

Bu müthiş gürültüler arasında, Fenerbahçeliler de sahaya çıkıyorlardı. En önde, Kaptan; Üstat Zeki olarak, yine başlar öne eğik, yine ağır ağır ve yine gösterişsiz Harbiye yönündeki güneşli kaleye doğru yürüyorlardı. Görünüşleri ve sahaya çıkışlarındaki bu tevazu o gerçek hüviyet ve şöhretleriyle taban tabana zıttı:

İki devreli koca bir lig süresince, hiç yenilmeden, hatta hiç de gol yemeden 58/0 skorlu ve 1862 de başlayan Dûnla Lig maçları tarihinde örneği yaşanmamış ve daha kaç yıllar yaşanamayacak bir şampiyonluğu yaratıp Dünya futboluna armağan edenler sanki bunlar değildiler!…

Hele, 5 yıl ve 50 maçta düşman takımlarını pe-şpeşe yenip kalelerini de delik deşik eden ve yaralı, yaslı ve ümitsiz bir ulusa güven aşılayıp gönüllerde taht kuranlar da sanki bunlar değildiler…. o kadar mütevazi idiler ve süngülü düşman muhafızları arasından ağır ağır geçip kalelerine yürüdüler!..

Ancak, Taksim stadı bugün artık bir başka âlemdi. Bu kez, yıllardır ilk olarak, bir Türk takımını alkışlamak ve tezahüratta bulunmaktan sanki gökler gürlemekte idi. Canları gibi sevdikleri takımı tam 5 yıl alkışlamak hak ve zevkinden mahrum bırakılmış Türk seyircisi, Kurtuluş Savaşının kazanılmasından doğan bir cesaretle, artık çekinmiyor, bütün gücü ve o birikmiş bütün sevgi hasretiyle, doya doya Fenerbahçe’sini alkışlıyordu. Haydi Fenerbahçe!.. Haydi arslanlar!… Bugün de gösterin Türk’ün gücünü!… feryatları Beyoğlu göklerini inletmekte idi….

FENERBAHÇE HER ZAMANKİ KADROSUYLA..

Kratky’nin düdüğü ile Muhafızlar Karmasının karşısında yer alan Sarı-Larcivertli takım her zamanki ünlü ve klasik tertibini koruyordu: Kaleci : ŞEKİP (KULAKSIZOĞLU) Bekler : HASAN KÂMİL (SPOREL), CAFER (ÇAĞATAY) Haflar : KADRİ (GÖKTULGA), İSMET (ULUĞ), FÂHİR (YENİÇAY) Forlar : SABİH (ARCA), ALADDİN (BAYDAR), ZEKÎ (SPOREL), ÖMER (TANYERİ) ve BEDRİ (GÜRSOY). Mevsim sonu oldukça yıpranmış bu yorgun kadroda futbolculardan bir bölümü yara bere içinde idi. Soliç Ömer de sahaya sakat çıkmıştı. İLK DEVRE İNGİLİZLER ÜSTÜN… Maç sıkı ve sert başladı. İngiliz Karması çok şarjlı ve görülmemiş bir ahenk içinde, son derecede çabuk oyunla Fenerbahçe kalesine yükleniyordu. Bu durum gürültülü tezahüratla desteklenirken, Türk seyirci ile beraber, Fenerbahçe takımında da aşikâr bir sinirlilik göze çarpmakta idi. O kadar ki, Fenerbahçe’nin son bir-iki yıldır dillerde destan olan ahenginden ve Türk futbolunun ilk beraberlik örneği, “ZEKİ-ALAADDİN KOMBİNEZONU”ndan bir iz bile görülmüyordu. Sadece devre ortalarında Kaptan Zeki’nin bir şutu İngiliz kalesi üst direğinden dönmüştü, o kadar…

Dakikalar İngiliz baskısı altında ilerlerken, 34. dakikada, santrforun kurşun gibi bir şutunun Fenerbahçe yan direğini sarsmasından bir dakika sonra, Malta’dan getirilen Chelsea’li soliç, 15 adımdan sert bir şut savurdu. Şekip’e kımıldama imkânı vermeyen bu vuruş, topu bir anda Fenerbahçe ağlarına taktı. Şapkalar havalarda uçmuş, az sonra da, Fenerbahçe ilk devreden 1-0 yenik ayrılmıştır. HAZİN BİR DEVRE ARASI…. İki devre arasında, Nasuhi, Gâlip ve Tevfik beylerden kurulu 3 kişilik Fenerbahçe Yönetim Kurulu ile, ilk Türk futbolcusu, Kurucu üye Fuat Hüsnü (KAYACAN) ve Sami (COŞAR) beyler, Taksim stadı giriş kapısının sağ tarafındaki o loş ve harap soyunma odasına girdiler. İngilizlerin çok hırslı ve sert oyunundan yara-bere içinde kalan ve asabiyet içinde adeta titreyip kıvranan takıma sükunet ve soğukkanlılık aşılamaya çalıştılar. Normal oyunlarıyla hasımlarını mutlaka yeneceklerini, binlerce taraftar ve yüzbinlerce Türkün bugün de kendilerinden kesin olarak galibiyet beklediklerini, bu mutlu sonuca ise sadece gayretle değil, aynı zamanda serinkanlılık ve şuurla erişebileceklerini onlara telkine çalıştılar.

Bu 5 en eski Fenerbahçeli, hakem Kratky’nin tiz düdük seslerinden sonra, o loş ve rutubetli soyunma odasından çıkan 11 Sarı-Lacivertli futbolcuyu teker teker alınlarından üperlerken, hepsinin renkleri sapsarı ve gözleri de nemli idi!…

FENERBAHÇE HASMINI SARSIYOR…

Fenerbahçeli futbolcular 2. devrede asabiyeti üzerlerinden atmış ve etkili hücumlarla İngiliz defansını sarsmaya başlamışlardı. Sağlı sollu ve ortadan hücumlarla o beton müdafaayı zorluyor, Gardlar karmasında artık bir bocalama seziliyordu.

ZEKİ’NİN UNUTULMAZ GOLLERİNDEN İLKİ…..

İki hasım tarafından yakından marke edilen Zeki, 60. dakikada, ileri atıldı. Ceza çizgisine geldi ve o tutulması imkansız müthiş sol şutlarından birini savurdu. Top, sağüst köşeden Gardlar karması ağlarında… Şimdi de fesler havalarda uçuyor, alkış ve sevinç feryatları, yaşşaa!. Iar, haydi arslanlar!… sesleri Beyoğlu semalarını inletiyordu….

Bu beraberlik golü Fenerbahçe’yi şahlandırmıştı. O her zamanki canlı ve soğukkanlı oyununu daha mükemmel bir uyum içinde uyguluyor ve güçlü hasmı ile bir gayret ve enerji yarışına girişmiş bulunuyordu.

Türk Futbol Tarihi’nin yabancı maçlar bölümünün bu en iddialı karşılaşması, iki taraf olmuş kalabalığı heyecanlara boğuyordu. Taksim stadı, hayatında böyle bir maç görmemiş, bu derece manevi bir heyecanlasarsılmamıştı. Bu, bir futbol maçı değildi. Türk sporcu gençliğinin Namus ve Şeref mücadelesi idi!…

Dakikalar ilerledikçe halk yığınları sağa-sola dalgalanıyor, tel örgüler arkasındakiler ise birbirlerini çiğniyorlardı. Saha kenarındaki yüzlerce koltuk ve sandalyedeki renk renk kıyafetli işgal orduları mensupları ve eşleri de artık yerlerinde oturamaz olmuşlar, başta Malta Valisi Lord Plommer olarak, onlar da mücadeleyi, heyecan ve asabiyet içinde, ayakta izlemeye başlamışlardı.

….VE İŞTE GALİBİYET GÖLÜ….

İşte, 74 üncü dakikaya gelinmişti. Kaptan Zeki, santrhaf İsmet’in uzattığı topla defansı yine yardı. Sağ ve solundaki iki yapışkan markajcısıyla beraber, yine 18 üzerine gelmişti ki, bütün gücüyle yeni bir sol şut savurdu. Blackpool’un ünlü kalecisinin ok gibi planjonu faydasızdı. Çünkü, Türk futbol tarihinin o kıymettar ve eşsiz santrforunun sol bacağından o sert darbeyi yiyen meşin yuvarlak, kaleciden çok daha çabuk uçmuş ve bu sefer solüst köşeden İngiliz ağlarıyla kucaklaşmıştı.

BU ÖYLE BİR GOLDÜ Kİ!…

Bu, öyle bir goldü ki; kurtarılamazdı!.. Bu, öyle bir goldü ki, hiçbir benzeri bu derece içten ve gönülden alkışlanmamıştı!… ve nihayet; bu, öyle bir goldü ki; Türk’ün zaferini ve Fenerbahçe’nin düşman karşısında yenilmezliğini kanıtlamıştı…..

İngilizler bütün varlık ve aylar boyu bütün emeklerini seferber ettikleri bu meydan okumada da yenilmişlerdi. Çabalar boşa gitmiş, prestij, Fenerbahçe azmi karşısında yine kurtarılamamıştı. Sarı-Lacivertli ocağın muzaffer çocukları Taksim ufuklarını sarsan şiddetli alkış ve coşkular arasında hâki üniformalı ve göğsü renk renk şerit ve madalyalarla kaplı bir generalden tarihi kupayı aldılar. İngiliz generali o çok muhteşem, “HARRİNGTON KUPASI”nı galip Fenerbahçe’nin kıymettar Kaptanı Zeki (SPOREL)e verirken çene ve elleri sinirden tir tir titriyordu!….

FENERBAHÇELİLER EL ÜSTÜNDE!….

Tel örgüleri bir anda aşan binlerce Türk, kan ter içindeki 11 Fenerbahçeliyi, Harrington Kupasıyla beraber, havalara kaldırdılar. Coşkun tezahürat, etrafı dakikalarca uğultulara boğdu. Tam 5 yıl süren karanlık Mütareke ve İşgal döneminin bu son imtihanı da yüz akıyla sonuçlanmış ve düşman karşısında 4 yıl ve 3 ay yenilmeyen Fenerbahçe, İngilizlerin milli sporlarında Türkün şeref ve onurunu, en güç koşullar altında bile, yine göklerde tutmuştu.

BEYOĞLU CADDELERİNDE…

Aradan yarım saat geçti, geçmedi. Mutlu sonuç, “FENERBAHÇE İNGİLİZLERİ YENDİ!..:’, haberi bir kez daha, şehre yayılmıştı. Taksim caddeleri onları görmek, ve sinelerine basmak isteyen ve her dakika artan binlerce Türk tarafından tıkanmıştı.

Bir heyet, halkın Fenerbahçelileri görmek istediğini stada iletti. Futbolcular stat balkonuna çıktılar. Yer yerinden oynadı….

Şoförler Cemiyeti otomobiller göndermişti. Ama, binebilmeleri ne mümkündü. Ancak yüzlerce metre ötede, Parmakkapı’da birbirlerini çiğneyen binlerce taktirkârlarının omuzlarından alınıp otomobillere bindirildiler ve her boyda renk renk düşman bayrakları asılı Beyoğlu caddelerinde iki sıra olmuş onbinlerce insan içindeki Türklerin coşkulu alkış ve yaşşşaaa!.. sesleri arasında geçip uğurlandılar.

AYNI AKŞAM LOZAN’DA…

Türk Sulh Heyeti o günlerde Lozanda idi. Savaş meydanlarında kazanılan (İstiklâl)in, (BİR HUSUMET CİHANINA KARŞI), sulh masasında da kazanılması ve korunması gerekiyordu.

Düşman murahhasları pek hasis ve inatçı idiler. Türk heyetine dayatıyorlardı. 8 aylık pazarlıkların sonuçsuz kalmasından ve tekrar başlamasından sonra, düşmanlık yine alevlenmiş, Sakarya ve Dumlupınarlar, bu kez adeta İsviçre topraklarında yaşanmaya başlamıştı.

Bu çetin pazarlık sıralarında, (HARRİNGTON KUPASI MAÇI) Türk heyetini de ilgilendiren Önemli bir yurt olayı olmuştu. Bu maçın pekiyi bildikleri anlam ve özelliği onları bu 29 Haziran 1923 gününün akşamında büyük heyecan ve meraka düşürmüştü. Geceleri de devam edilen müzakerelerin saati gelmiş, ancak, tarihi maçın sonucunu bildirecek telgraf henüz gelmemişti. Lord Gürzon’un halefi Rombold, General Pelli, Marki Gorani, Venizelos ve diğerleri Ouchy şatosunda Türk murahhaslarını beklerken, onlar da Lausan-ne Palace’da bu telgrafı bekliyorlardı.

Telgraf hihayet geldi. Yüzlere de neş’e getirdi. Heyet Başkanı İsmet Paşa, Gazeteci Ali Naci (Karacan) beye:

(— HEYETİMİZ ADINA MESERRETLİ TEBRİKLERİMİ FENERBAHÇE KULÜBÜNE HEMEN TELLEYİNİZ. HEPSİNİN AYRI AYRI AYRI GÖZLERİNDEN ÖPERİM…)» dedi. Sonra da Ouchy şatosuna doğruldu. Sulh müzakere salonuna girerken, bu kez mutlu bir tavır ve gurur içinde idi. Her zaman soğuk şekilde selamladığı Rombold’a bu defa manalı bir tebessüm gönderdi. Alışık olmadığı bu iltifat’ın LORD Rombold üzerindeki tepkisi şaşkınlık olmuş ve Türk murahhasları o geceki pazarlıklarda ülkelerinin menfaatini her zamandan daha kesinlik ve azimle korumuşlardır.

ÖVÜNMEK F.B.NİN HAKKIDIR….

Bir spor kulübünün ulusunun kaderi üzerinde bu Harrington Kupası maçında yaşandığı derecede olumlu ve geniş bir rol oynayabilmesi yer yüzünde her halde eşsiz olsa gerektir. Bu bakımdan, eşsizlikler Kulübü Fenerbahçe, erişilmez ve silinmez bir milli şeref ve övünme mutluluğu ile de yoğrulmuş bulunmaktadır.